Perşembe, Şubat 02, 2017

Para Pul

Link

Tek başına Türkiye’nin Suriye politikasında Rusya ve İran’la güçlü pazarlık yaparak kendi lehine denge kurması kolay değildir. Türkiye Batı’nın ve özellikle ABD ve NATO’nun gücüyle ortaya çıkacak denge hesaplarında daha etkili olabilir. Evet, ABD PYD’ye silah veriyor, ama Moskova PKK’yı bile terör örgütleri listesine almıyor!

Link

EĞİTİM deyince dünya ölçeğinde yarışabildiğimiz hemen hiçbir alan yok.

Dünyada en iyi 100 üniversite sıralamasında yokuz. PISA sınavlarında bir türlü 40’ıncı sıraları aşamıyoruz.

Arkadaşımız Nuran Çakmakçı yazdı; KPSS kapsamında yapılan Öğretmen ‘Alan Bilgisi’ testlerindeki sonuçlar vahim: Lise matematik öğretmeni olacak adaylar 50 sorudan sadece 9’una doğru cevap verebilmiş! Cevapların Türkçede 32’si, coğrafyada 25’i, fen bilimlerinde 16’sı doğru!

Bunlar öğretmen adayları!

Link

Gürkaynak Twitter hesabından, “Döviz kuru için düzey vermek iktisatçılık da değil iktisat politikası da. Ama onun bile bir adabı var. İnsanlara aptal muamelesi yapmak ayıp” diyerek tepki gösterdi.[..] Para Politikası alanındaki çalışmaları ile tanınan Gürkaynak, Fed Eski Başkanı Ben Bernanke’nin 4 yıl boyunca asistanlığı görevini yürütmüştü.

Link

Ben ‘küstah’ değilim.. ama merak ediyorum: Bana ‘küstah’ diyen ne oluyor?

Acaba ABD’de bir yazar, “Ülkelerin bütününü ‘terörist’ olarak görüp insanlarının hepsine yasakçı bir tavırla yaklaşmak doğru olmaz” diye yazmış olsa.. bir gazete, bu uyarıyı, ‘küstah ifadeler’ olarak yansıtır mıydı?

Bir değil çok sayıda yazar bu uyarıyı yaptı ABD’de; yapanlara yasakçı yaklaşımın sahibi olan kişi, ‘küstah’ dahil pek çok yakışıksız ifade kullandı; ancak yapılanı doğru bulan gazeteler bile, uyarıyı yapanları iğneleme yoluna gitmedi.

Ben sadece sormam.. sorularımın cevabını da veririm..

Girişin sebebi, iki gün önce burada benim yaptığım uyarıya bir gazetenin verdiği tepki…

“Dersimiz ekonomi: Siyasi reformları canlandırmazsak sıkıntılarımızın üstesinden gelemeyiz” yazıma.

Ekonomimiz sinyaller veriyor(du); bir bölümünü kendi paramızla tuttuğumuz derecelendirme kuruluşlarının hepsi birden, “Bu ülkeye yatırım yapmayın” anlamına gelen kırık notlar verince ‘sinyal’ sözcüğü önemsiz kaldı.

Neden böyle oldu?

Dünyanın öndegelen 10 büyük ekonomisinden biri olacağı iddiasının sahibi ve bunu gerçekleştirebileceği beklentisini uyandırmış olan Türkiye.. neden sıralamada arkalara düşmeye başladı?

Paramız birkaç ay içerisinde pula dönüverdi, neden?

Sorular cevabı hak etmiyor mu?

Ediyor ve ben de bu sorulara.. şimdi değil.. bu durumun henüz ufukta görülemediği günlerden başlayarak.. cevaplar arıyorum.

Bulabildiğim cevap şu:

AK Parti’nin ülkeyi ekonomik kriz içerisinde bulduğu (2001) yılı, aynı zamanda partileştiği tarihtir de.

Kuruluş beyannamesi ile başlayarak.. katıldığı ilk seçim bildirgesine de aldığı.. seçimi kazanınca hükümet programı haline dönüştürdüğü.. AK Parti’nin kuruluş felsefesi ve onun icraya dönük yüzü.. doğru tercihlerdi.

O felsefeden uzaklaşıldığı için ekonomimiz kötü durumda.

Link

Meclis’ten geçip referandumla onayımıza sunulacak anayasa değişikliklerinin, anayasal demokrasilerde görülen “başkanlık sistemi”yle ilişkisi olmadığı çok açık.

Düzenlemeleri madde madde incelediğinizde, halk oyu ile seçilen cumhurbaşkanının hem yasama hem yargı organlarında yer alan karar vericilerin kimler olabileceğini belirleme gücüne sahip olduğunu görüyorsunuz.

Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olabiliyor ve kendisinin aday olduğu seçimlerle aynı gün yapılacak parlamento seçimlerinde partisinden kimlerin milletvekili seçilebileceğini tayin ediyor. Seçim Yasası, Partiler Yasası ve elbette fiilen hükmünü icra eden alışkanlıklar ve siyasi kültür, başkanı kendi partisinin yasama üyelerini belirlemede rakipsiz kılıyor. Seçimlerin aynı gün yapılmasının neden istendiğini anlamak güç değil. Başkanı seçen siyasal iklim, duygusal konjonktür ne ise, parlamento da aynı koşullarda oluşsun isteniyor. Bunun adı istikrar oluyor. Diğer tercümesi ise, cumhurbaşkanının yasamanın çoğunluğunu tayin edebilmesi.

Bütün yürütme yetkisini elinde toplayan başkanın yasama organı karşısındaki etkinliği sadece (kuvvetle muhtemel) çoğunluk partisinin başkanı olmasının getirdiği avantajla ilgili de değil. Düzenlemenin başkanla Meclis arasındaki ilişkilere dokunan her maddesine sinmiş bir “başkancılık” ruhu var. Meclis başkana feda edilmiş; bu çok açık.

Link

Ankara, hem Moskova’yla yeni dönem, hem de heyecanla beklediği Trump yönetimi konusunda yavaş yavaş hayal kırıklıkları yaşamaya başladı. Ancak daha iki gün öncesine kadar büyük manevralar, iddialı açıklamalar yapmış olduğu için, sesini çıkaramıyor.

Duruma şöyle bir göz atalım... Rusya, Astana zirvesinden hemen sonra PYD temsilcilerini Moskova’ya davet etti; Kürtlerin özel statülü bölge kurmasına imkân veren bir anayasa taslağını masaya koydu. Astana’da Türkiye’nin muhalif gruplar üzerindeki etkisini hayli zorlayan bir dizi önlemi dayattı.

Zira daha başından şu belliydi: Moskova’yla işbirliği, Moskova’nın koyduğu prensipler çerçevesinde gelişecekti.

Ankara da biliyor ki, burada bir manevra alanı yakalamak için, Moskova’yı Washington’la dengelemek lazım. Ama orada da Trump var. Trump yönetiminin İslam dünyasına bakışı ve Türkiye’nin halihazırdaki imajı, durumu kolaylaştırmıyor.

ABD, Ankara’nın beklentilerinin aksine, YPG’yle işbirliğine devam edeceğe benziyor. Daha da ötesinde, önümüzdeki dönem YPG’yi eğit-donat programına alması söz konusu. Trump yönetimini bekleyen en kritik kararlardan biri bu. Pentagon, Suriye’de ‘güvenli bölgeler’ yapsa bile, Rakka operasyonunu Suriyeli Kürtlerle birlikte götürmek niyetinde...

Aslına bakarsanız, işlerin buraya geleceğinin öngörülememiş olması çok şaşırtıcı. Rusya tarihini ve devlet yapısını bilenler, Kürtlerin onlar için ne anlam ifade ettiğini bilir. Keza ABD’yle ilişkiler... Obama yönetiminin son aylarında, Türkiye’de kontrolsüz bir Amerikan karşıtlığı pompalandı. Kendi kendimizi gaza getirdik. Bu da Amerikan kamuoyu vebürokrasisinde olumsuz bir etki yarattı. Üstüne Trump’ın temsil ettiği siyasi dinamikler ve önyargılar eklendi. Durum zor.

Ankara bu durumu okuyamadı. O yüzden şimdi sessiz. Amerika’daki Müslüman yasağına itiraz edenler, yine bizim solcular, demokratlar, liberaller, laikler... Daha düne kadar Obama’ya laf çakan, IŞİD’in her eylemi ve Reina saldırısını dahi ABD’ye mal eden o troller, vekiller, İslamcı yazarlar da sus pus.

Link

[Turkiye] tehdit olarak algıladığı iki gelişme ile karşı karşıya kaldı. Farklı toprak parçalarının birleşmesiyle oluşacak bir özerk Kürt devletine doğru gidilmesi ve İran’dan Lübnan’a uzanan kesintisiz bir Şii bandının yaratılması. Bugün her ikisinin de engellenmesi için uğraşılıyor ama olay artık ‘iki ucu pis’ bir değneğe dönüşmüş durumda. Bu iki amacın her ikisini birden sağlamak mümkün gözükmüyor. Suriye’de Kürt oluşumu olmasın istiyorsak İran damgalı Şii bandını içimize sindirmemiz, Şii bandı engellensin istiyorsak PYD özerk bölgesine razı olmamız gerekecek. Görünen o ki tercih olası bir Kürt bölgesinin olabildiğince küçük ve zayıf olması yönünde tecelli ediyor ve bunun anlamı Suriye’deki Sünni toplumun kaderlerine terk edilmesi olacak.

Bunun nedeni Suriye-Irak-İran-Rusya eksenine giderek mahkum hale gelmemiz. ABD’nin ve genelde Batı’nın düşmanımız olduğuna, aslında onlarla savaştığımıza yönelik akılsız propagandanın meyvesini topluyoruz. Gerçek şu ki ABD de Rusya da bizi kendi hedefleri doğrultusunda yönlendirmenin peşinde. Söz konusu rekabetten şu an itibariyle Rusya ‘galip’ çıkmış gözüküyor. Bize sunulan ‘hediye’ bir PKK devletçiğinin üretilmeyecek olması. Ama aynı Rusya PKK’nın Moskova bürosunu kapatmadığı gibi, Türkiye de Batı’ya yaptığı afra tafrayı Rusya’ya uygulayamıyor. Sonuçta eğer Rusya bir PYD özerk yapılanmasını Suriye’yi yönetme ve İran’a denge kurma açısından avantajlı bulursa, kimsenin kuşkusu olmasın ki o ‘devletçik’ federal yapılanma içinde kendine yer bulur. Diğer taraftan Türkiye’nin Sünni kesim üzerindeki garantörlüğü ve koruyuculuğu da yıpranmaya devam eder ve Suriye’nin demografisi Şiiler lehine değişir. Rusya’nın bunu yapması çok kolay… Sünni gruplar arası geçişlilik çok yüksek ve zaman içinde hepsinin ‘terörist’ olarak tanınmasını engellemek zor. Dolayısıyla IŞİD bitse bile Suriye’de ‘terörle savaş’ devam edecek. Türkiye de böylece Ortadoğu’dan soyutlanmış olacak.

Geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin kendi sınırlarının güvenliğini koruma uğruna, bölgesel hedeflerinden uzaklaştığı saptamasını yapacağız. Oysa bu dinamiğin yönünü değiştirmek mümkündü. Çözüm Süreci bir ilkesel tutum olarak benimsenip kültürel haklar tümüyle verilse, yönetimde katılımcılığın artacağına dair bir tasavvur üretilse, Batı dünyası ile ayağı sağlam basan ve iki tarafın birbirini anladığı bir diyalog oluşturulsa, Suriye’de değişen koşulları dikkate alan bir esneklik geliştirilse ve Suriye muhalefeti içinde ilkesel ayrımlar yapılabilseydi…

Ama bunların hiçbirini yapamadık veya yapmadık. Böylece kendimizi çıkışı olmayan bir Ortadoğu labirentinin içinde bulduk. Kürt meselesinde en fazla Kürdün yaşadığı ve en gelişmiş ülke olarak ‘birincil’ önemde olmamıza karşın bu gücümüzü diplomasiye ve çözümcü bir tahayyüle tahvil edemedik.

Link

Halep’in düşmesi sonrası Rusya’nın Türkiye’nin içinde olduğu Astana görüşmeleri ve olmadığı PYD ve diğer muhalif gruplarla görüşmeler şeklinde iki paralel süreç yürüttüğü siyasi görüşmeler nedeniyle Suriye’de artık sahada fark yaratma devri kapanıyor. Şu anda Rakka’nın kim tarafından alınacağı sahadaki gerçekliği belirleyecek en önemli faktör. Burada da ya PYD’nin omurgasını oluşturduğu ABD destekli Suriye’nin Demokratik Güçleri (SDG) ya da Rusya destekli Esad güçleri Rakka’nın IŞİD’dan temizleyebilecek iki aktör. Acı bir gerçek ama şu ana kadar 160 gündür süren ve 54 şehit verdiğimiz Fırat Kalkanı Operasyonu’nun Suriye’deki gerçekliği Türkiye lehine bükme gücü giderek zayıflıyor. Şu anda bir bataklığa dönüşen Bab’ın doğusunun ve güneyinin kuşatılmasına çalışan birliklerimiz güneyden Bab’a yaklaşan Suriye ordusu ile karşılaştıklarında verecekleri tepki aslında Bab’ın da geleceğini belirleyecek. Bab’tan sonra daha güneye yani Dayrezor’a ve Rakka’ya ilerlemeyeceğimiz zaten Sn. Cumhurbaşkanı tarafından ifade edildi. O zaman Bab’ta uzun süre kalamayacağımız ve günün sonunda ‘Bab’ın Esad güçlerine devredeceğimiz gerçeği bizi bekliyor. O zaman artık Bab’tan şehitlerimizin ruhlarını incitmeyecek ve toplumsal vicdanımızı sızlatmayacak ‘ONURLU ÇIKIŞ’ stratejisi üzerine kafa yormanın zamanı geliyor gibi. Çünkü zannımca artık Trump döneminde Obama döneminde olduğu gibi ‘Munbiç’e yürürüm’ veya ‘Fırat’ın doğusuna da giriyorum’ gibi söylemleri kolay kolay söylememiz mümkün görülmüyor [..].

Şimdi aslında loş ve dar bir dükkana benzettiğim Suriye’de iki filimiz var: Rusya ve ABD. Onlar yukarıda bu loş ve dar dükkanda pozisyon almaya çalışıyorlar. Hem birbirlerini tartıyorlar hem de kendileri için yer bakıyorlar. Rusya fili ciddi ciddi dükkana yerleşmiş görünüyor, ABD fili dükkanda uzun süre kalacak mı yoksa Rusya fili rahat rahat otursun diye çıkıp gidecek mi henüz belli değil. Onlar yukarıda bu meseleyi aralarında görüşecek. Bir de dükkanda kediler var: Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Esad yönetimi gibi. Türkiye’nin cılız ve çelimsiz bir kedi mi yoksa güçlü ve çevik bir kedi mi olduğu tercihini size bırakıyorum. Ama neticede Türkiye bir fil değil, bir kedi. Şimdi Türkiye’nin temel çıkmazı şu: bu loş ve dar dükkanda Türkiye’nin peşinde olduğu bir fare var: PKK-bağlantılı PYD. Türkiye bu loş ve dar odada kendi faresini yakalamak için bir yandan kapanını kuracağı doğru yeri ve zamanı kestirebilmek için aşağıya bakıyor ama diğer yandan da yukarıya da konsantre olmalı çünkü yukarıda onu ezebilecek 8 adet fil ayağı var. Veya Türkiye herhangi bir fille duvar arasına sıkışabilir, veya iki fil arasında da sıkışabilir. Bu ihtimal odadaki diğer tüm kediler için geçerli. Şimdi maharet yukarıda fillerin oyununu ve atacağı adımları önceden öngörüp herhangi bir ayağın altında kalmamak. 2017’de naçizane öngörüm bu filler 2016’ya nazaran daha çok tepişecek gibi. Çünkü artık sabırları kalmadı ve bir an önce sabit bir pozisyon almak istiyorlar. 

Matlab

Teknik üniversitelerimizde çok fazla Matlab denen bir bilgisayar dil kullanımı var; öğrencileri bu (ticari) dile yönlendirmek yerine açık y...