Perşembe, Şubat 16, 2017

Mihrak

Link

Yanlış propagandayla doğru sonuca ulaşılmaz. “İstiklal Savaşı” derseniz, partili de ‘iç-savaş’ der…[..]  AK Parti teşkilatından biri, propaganda çalışması sırasında, “Eğer yüzde 50’yi geçemezsek ve bu referandum oylamasında başarısız olursak.. iç-savaşa hazır olun; gerek kendi içimizde gerek kendi dışımızda kartların yeniden karılacağını, yeniden plan masalarının kurulacağını iyi bilelim” demiş..[..] Madem elzem.. neden uygulanması 2,5 yıl erteleniyor?[..] Ölüm-kalım mesabesinde görülen bir değişim paketi, gerçekten öyle olsaydı, herhalde kabulü sağlanır sağlanmaz uygulamaya konulurdu.

Link

ÖSO’ya yakın kaynaklar diyor ki Suriye ordusu ilerleyip Tadif’i kontrol altına almaz ve Güney Bzaa üzerinden lojistik destek hattını kesmezse Fırat Kalkanı, IŞİD’e karşı ilerleyemez. Peki, Suriye ordusu vekalet savaşının ana kumanda merkezi olan Türkiye’ye bu iyiliği yapar mı? Bu ortamda insanın aklına mukayyet olabilmesi bile gıpta edilebilecek bir başarı sayılabilir. [..] Oryantal havasında dönen dış politikanın her bir dönemecine dair bir şeyler yazmak durumunda kalmayı kendimize zül sayıyorum. Ne var ki kaçış yok![..]

Erdoğan, Astana’da Rusya ve İran’la çözüm ortağı olduğunda Suriye’nin toprak bütünlüğünden bahsediyordu. ABD Başkanı Donald Trump’la telefon görüşmesi ve CIA Başkanı Mike Pompeo’nun Ankara temaslarının ardından retorik onlarca cihatçı örgütü bölgenin başına bela eden müflis seçeneğe geri döndü. Amaç ne? Bu bir yanıyla Suriye politikasını belirlemeye çalışırken Rakka yolunda YPG’yle ortaklığı bitirmeden Türkiye’yi işin içine katacak formül arayan Trump’ı Kürtlerle işbirliği konusunda ayartma hamlesi. Diğer yanıyla Körfez’deki dostların da gönlünü hoş tutma gayreti. Bunun içerisiyle de ilgisi var: Anayasa referandumu öncesi milliyetçi hamaseti kullanma siyaseti.

Bu taktikler içerde kısmen işe yarayabilir. Ama Amerikalılar Erdoğan’ın sunduğu alternatifin başından beri kifayetsiz olduğunun farkında.

Sahanın gerçekleri kendini dayatınca ve ‘yeni can simidi’ Rus lider Vladimir Putin “Astana’da nerede kalmıştık” deyince elbette militan söyleme bir ‘kuzey ayarı’ gelecektir.[..]

Mesela Putin’in Erdoğan’a hatırlatacağı ilk şey Rusya’nın hava savunma sistemini kapatmadığı takdirde bir tek uçağın bile Suriye hava sahasına giremeyeceği ya da yeşil ışık yakmadığı sürece karada bir tankın 1 km bile yol alamayacağı gerçeğidir. [..]

Tabii “Rakka yolu tuzaklarla dolu” deyince önümüze ‘muhteşem’ Osmanlı’dan sayfalar saçılıyor. Türkiye’yi yönetenlerin aklı hala Yavuz Sultan Selim’in kodlarıyla çalışıyor. [..]

Fırat Kalkanı başından beri belli koşullara bağlı. Daha az bela garantisi sunan bu koşullarda bile TSK ağır bir bedeller ödüyor. Bu hesabın üzerine Rakka gibi daha büyük hesaplar eklendiği takdirde her bir dönemeci yeni belalara açılan bir yola girilmiş olacaktır.

Tarihten tevarüs eden başka bir ‘egemen refleksi’, bu coğrafyanın demografik realitesiyle ilgili kendini ele veriyor.

Link

Anayasa değişikliğinin Kürtleri dışlayarak kotarılmasının ve bizatihi AK Parti/MHP işbirliğinin devlete güvensizliği artırdığı söyleniyor. Nefret dilinin devam ettiğinden, OHAL’in bu bölgede vatandaşı sindiren bir mekanizmaya dönüştüğünden, kanun ve kuralların işlemediğinden, keyfiliğin yerleştiğinden şikayet ediliyor. [..]

Aslında Kürtlerin belirgin bir sistem tercihleri yok. Yeter ki demokratik olsun ve kimliksel eşitliği sağlasın. Ancak oylanacak olan anayasa değişikliğinin kuvvetler ‘hiyerarşisi’ yarattığı, yasama ve yargıyı yürütmenin ‘görev alanı’ olarak tanımladığı, buradan demokrasi çıkmayacağı düşünülüyor.

Link

Maliye politikasının optimum noktası asla ve asla kamuya daha fazla gelir kazandırmak olamaz. Bir ülkede yüksek gelirlilerden alınan yüksek gelirlerle, kamusal hizmetlerin ifa edilmesi öngörülür.[..]

[E]lde edilen özelleştirme gelirlerinin kamusal yatırımların artması için kullanıldığını bütçe verilerine bakarak söylemek maalesef zor. Çünkü hala köprü ve otoyolları YİD modeli ile gelecek gelirlerimizi ipotek ederek gerçekleştiriyoruz.

Kısaca, onca özelleştirme ve onca artan vergi ve diğer kamu gelirlerine rağmen bizler köprü ve otoyolları gelecek kuşakların gelirlerini ipotek ederek  yüksek fiyatlara ihale ediyoruz. 2 milyar dolarlık köprüden 17 yılda 10 milyar dolar geliri şimdiden devlet hazinesinden garanti verebiliyoruz. Dünya’da böyle bir getiri ve garanti olacağını sanmıyorum. Yıllık reel getiri oranının en fazla yüzde 5-6 olduğunu hesaplarsanız, galiba YİD modelinin nasıl bir gelecek ipoteği olduğunu bulabilirsiniz.

Link

Türkiye’deki kötü gidişatın nedeni, dış mihraklar, Kürtler, Amerikalılar veya kapıdan, bacadan giren her türlü alçak basınçlı rüzgâr mı, yoksa iktidarın 2011’den bu yana kurumları ve demokrasiyi geriletme pahasına bir güç konsolidasyona gitmesi mi? [..]

Ama şu tartışma götürmez: Türkiye’yi bu cendereden çıkarmak için gücü daha fazla, daha daha fazla merkeze topladığınız noktada, devleti ve toplumu daha da güçsüzleştiriyorsunuz. Sıkıntılarımız zaten böyle başlamıştı. Sistem zayıf çünkü toplum zayıf, sivil toplum zayıf, kurumlar zayıf, siyaset zayıf; hak dağıtmıyor, ihtiyaç karşılamıyor. [..]

Neden bu dış mihraklar hep bizi buluyor? Örneğin neden Almanya’da bir klik çıkıp Yargıtay’ı ya da orduyu ele geçirmeye çalışmıyor? Ya da neden ABD’de birileri silaha sarılıp Meksika’da dağa çıkmıyor? Neden İspanya’da dil meselesi artık konu bile değil? Ya da neden Fransa’da Katolik polisler kendi aralarında komplo yapıp diğer polis müdürlerini elemeye çalışmıyorlar? Çünkü ihtiyaç duymuyorlar. Çünkü insanlar şu ya da bu biçimde hakkının korunduğunu hissediyor.

Çünkü bütün bu ülkelerde hak, hukuk, mülk, bireysel özgürlükler gibi konular hallolmuş. Vatandaş, sağlam bir anayasayla devletle ilişkisini tanzim etmiş ve devletin sahibi olduğunu düşünüyor. Devletin bekası diye bir dert yok çünkü ulvi bir devlet kavramının yerini toplum almış. Şimdi bu insanların tek derdi, sahip olduğu huzur ve refahı akın akın gelen mültecilerle paylaşmak istememesi...[..]

Mevcut anayasa taslağı, Türkiye’de gücü bir lider etrafında topluyor ancak parlamento dahil diğer kurumları zayıflatıyor. [..] Mısır’da Abdülfettah El Sisi’nin elinde muazzam yetkiler var. Ama ülkesi yönetilemez durumda. Sizce Mısır’da mı beka sorunu var, liderinin daha az yetkilerinin olduğu Hollanda’da mı?

Başa dönelim. Otoriter rejimler, doğası itibarıyla istikrarsızdır. Sorunu böyle tanımlamak yerine, bizzat bu sorunun neden olduğu semptomlara karşı otoriteyi güçlendirmek; hiçbir derdimize çare olmaz.

Matlab

Teknik üniversitelerimizde çok fazla Matlab denen bir bilgisayar dil kullanımı var; öğrencileri bu (ticari) dile yönlendirmek yerine açık y...