Cuma, Eylül 23, 2011

İsrail'in Blöfü

Financial Times yazısı

Filistinlilerin devlet olarak tanınma çabasının Birleşmiş Milletler'de tetiklediği kriz Filistinlilerin adalet ve kendi kendini yönetme arayışına belki de hiç yardımcı olmayacak. Ama bu çabanın kesin olarak başardığı bir şey var ki, o da barış süreci denen o iki yüzlülük ve samimiyetsizlik abidesinin maskesini yavaş yavaş düşürmesidir.

Bu diplomatik kumarı yargılamadan önce anlamamız gereken ilk nokta büyük umutlarla başlatılan 1993-95 Oslo görüşmelerinin Filistin topraklarındaki İsrail işgalini sonlandırmakta hiçbir sonuç alamamış olmasıdır. Merhum Yasser Arafat'tan sonra işbaşına gelen Mahmut Abbas, şiddeti kabul etmemiş ve herşeyi anlaşmalarla elde etmeye çalışan bir kişilik olmuştur. Bu çabasının karşılığında hiçbir şey elde edememiş, tersine, itibarının yerle bir olmasına şahit olmuştur. Abbas ve onun başbakanı Salam Fayyad kendilerinden önce iş başında olan ve şiddet seçeneğini hep tehlikeli bir sekilde devrede tutan çakal görüşmeci Arafat'ın aksine diplomasiyi ve devlet inşasını tercih etmişlerdi halbuki... Fakat İsrail'in işgali bir türlü bitmek bilmedi.

Ta Oslo'dan bugüne varıncaya dek barış görüşmeleri denen şey İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki amansız genişlemesinin önünde yaratılmış bir sis perdesinden başka bir şey değildi. İsrail'in yerleşim yerlerinin en büyük genişlemesinin Yitzhak Rabin ve Shimon Peres'in kontrolündeki barış görüşmelerinin zirve yaptığı yıllar 1992-96 aralığına denk gelmesinin "garipliğine" ne kadar vurgu yapsak az gelir. Bu yıllarda yerleşimciler yüzde 50 oranında arttı ki bu sayı o zamanki İsrail'in nüfus artışının dört katına eşitti.

O günden bu güne artık Batı Şeria ve Arap Doğu Kudüs'teki işgal öyle boyutlara varmıştır ki, bu oluşum bir şekilde geri çevirilmezse, artık hiçbir Filistin devletinin oluşumu mümkün değildir. Ama bu yerleşimler ta baştan beri kalıcı olmak üzere planlanmıştı... El Cezireye sızdırılan "Filistin Kayıtları"na göre Abbas'ın neredeyse tüm doğu Kudüs'ü vermeye hazır olmasına rağmen bir önceki güya ılımlı İsrail hükümeti tarafından terslenmesi, bu gerçeği apaçık göz önüne sermiştir. Partisi kutsal hak ve "Büyük İsrail" hayali peşinde koşanlarla dolu bugünkü Likud partisi lideri ve İsrail başbakanı Netenyahu da zaten Filistinlilere 1967 Arap-İsrail savaşında ele geçirilmiş toprakların kabaca yarısında olacak "belediye tarzı" bir oluşum ötesinde bir şey vermeye niyetli değildi.

Demek ki buradaki esas hikaye olası bir BM tanınmasının, sikletleri bile birbirine uymayan iki tarafın arasındaki muhtemel bir barış anlaşmasını dinamitlenmesiyle alakalı değil. Böyle bir barışın olması zaten mümkün değil. Esas olacak olan Filistin devletinin uluslararası meydanda tanınmasının İsrail'in blöfünü ve Amerika'nın dürüstlükten uzak aracı pozisyonunun foyasını ortaya çıkartmasıdır.

--

Filistinliler'in tanınma talepleri aslında Arap Baharı ile bağlantılı. "Bir sürü Arap halkı diktörlerinden kurtuluyorken, biz niye kendi diktatörümüzden kurtulmayalım" mesajı veriyorlar, ki onların bölgesel diktatörü de İsrail. Zamanlamayı iyi yaptıklarını söyleyebiliriz.

#amkdarth