Pazartesi, Temmuz 11, 2011

YDB - 11/7

Bir akademisyen

[televizyonda, mealen] Charlie Chaplin'in Modern Zamanlar filmindeki [1] modernite, Nazim Hikmet'in "trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak! makinalasmak istiyorum!" siiri de modernite. Burada kavram kargasasi var.

Yok

Hem Chaplin, hem Hikmet endustriyel / modern cagin icinde yasiyorlar. Biri tamamiyle sanayilesmis, digeri sanayilesememis bir ulkeden. Biri onun kotu etkilerini yasamaya baslamis, onu hicvediyor, digeri sahip olmadigi bir seyi romantize ediyor -- belki ulkesinin yonetici takimi gibi "kitle imha" silahlari istemiyor ama, onun yollarini, postahanesini, telgrafini istiyor belki de.. Ama her durumda, o cagda hakim olanin, baskin olanin ne oldugu belli. Herkes ona gore mesafe aliyor.

Bu akademisyenin bu baglantiyi gormemesi tabii ki mumkun degil; gormemesi icin salak olmasi gerekir. Herhalde bir "kitlesel" kanalda oldugu icin bazi mesajlari veremiyor, ima ediyor..

Ali Bulac

[bir programda, Mehmet Altan'a cevap olarak] Cami ile kisla arasinda cekisme yoktur, bu kavramlari Bati'dan kopyaliyorsunuz.

Cekisme vardi[r]

Cekisme oldu, gun gibi ortada oldu bitti. Sebep bir tarafin modernist militarist, digerinin dini ozgurluk istekleri. Dindarlar standardize edilmeye ugrasildilar, edilemediler. Bu cekisme Bati'nin kulturel fay hatti olan Roma / Isa cekismesinin tipatip aynisi oldu. Ulkemiz Bati'nin kodlarini takip etmeye basladi, ayni yoldan geciyoruz, sadece o yolu cok arkadan takip ediyoruz.

Bu arada (hafiften konu degisikligi), Bulac modernite ile bireysellesme arasinda bir baglanti oldugunu yazip duruyor. Bunlari Marx'tan ogrenmis ama o kaynak arizali. Iflas etmis bir ideolojinin kavramlariyla digerlerini anlamaya ugrasmanin beyhudeligi ortada (kilavuzu karga olanin ..).

Bireysellesme post-modern cagda, insanlarin yeni teknolojiler uzerinden kendini bir guc olarak tarih sahnesinde gostermesiyle alakali. Islerin cogu beyaz yakali, makinalar artik Chaplin'i yutamiyor, cunku o fabrikalar otomize halde. Insanlar montaj bantinda dumduz edilemedigi icin eski yontemlerle kontrol edilemiyorlar. Baglantici Elit'e ihtiyac yok. Herkes kendi baglantisini kendisi yapiyor.

Hadi Uluengin

“Fransizlar! Başta da askerler! Darbecilere itaat etmeyi size yasaklıyorum.” İfadenin sahibi Charles de Gaulle'dir ve bundan tam elli yıl önce ağzından çıkmıştır. Çünkü Cezayir'in bağımsızlığını reddeden dört general 20 Nisan 1961 gecesi Kuzey Afrika kolonisinde darbe yapmıştı. Savaş nedeniyle de tüm Fransız ordusu Mağribi sahadaydı. Dolayısıyla Paris üzerine atlayacak paraşütçülerin Meclis'i basması an meselesiydi. Ama o Paris'teki lider mostralık değildir. Nazilere bile tek başına direnmiş de Gaulle'dür ki 21 Nisan sabahı üniformayı çektiği gibi ekran önüne çıktı ve yukarıdaki talimatı verdi. Palyaço apoletliler de kırksekiz saate yelken mayna ettiler ve divan-ı harbi boyladılar.

BU fiyasko aslında o sıra yeni gerçekleşen “transistor devrimi”nden kaynaklandı. Zira kabul, de Gaulle'nin konuşması henüz Fransa'da dahi pek az yaygın olan ekrana da yansıdı ama esas olarak ülkedeki bütün radyo istasyonları tarafından naklen yayınlandı. Tabii bir tek darbecilerin ele geçirmiş olduğu Cezayir'deki antenler hariç… Ne gam! Çünkü sahra kışlasında veya vaha garnizonunda her askerin artık pilli aparatı vardı. Sansür vız gelir, Fransa radyolarını dinleyen legalist subay ve neferler Paris'e uydular. Ve darbecilere itaat etmeyi reddederek ilk “iletişim devrimi”nin aktörleri oldular.

[T]am yarım yüzyıl önceki bu olayı şimdi yine Mağrip'ten başlayıp Maşrık'a uzanan ve halen de Suriye'yi tutuşturan çağdaş “Arap Devrimleri”nden dolayı hatırladım. [..] İşte bugün de interneti, cep telefonu veya sosyal iletişim ağıyla halen yaşanmakta olan “bilişim devrimi”, yine halen yaşanmakta olan Arap devriminin motor gücünü oluşturuyor.

Dogru

--

[1] Filmde makinalar Chaplin'i yutuyor, ogutuyor, vs.

Matlab

Teknik üniversitelerimizde çok fazla Matlab denen bir bilgisayar dil kullanımı var; öğrencileri bu (ticari) dile yönlendirmek yerine açık y...