Bu zihniyetin ana niteligi ozel bir tip pasifliktir. Oylesine pasiflik veya genel pasiflik degil, fakat belli bir sinirin otesine, yani kavramsallastirma isleminde ve bu nedenle temel ilkelere iliskin bir pasiflik. Bu, gelismesinin belli bir noktasinda yeterince bilgili olduguna ve daha fazlasina ihtiyaci olmadigina karar veren bir zihniyettir.
Peki bu zihniyet neyi "yeterli" kabul eder?
Arka planinda olani kolayca gorebildigi, dogrudan algilanabilen "somut" seyleri.
Tabii ki bu somutlari anlamak ve onlarla ugrasmak icin de bir insanin belli bir derecede kavramsal gelismeye sahip olmasi gerekir. Fakat hayatinin ilk kisminda konusmayi ogrenme basarisindan sonra bir cocuk ezberleme ve taklit yoluyla bu konuda sahtekarlik yapabilir. Kavramsallastirma karsiti zihniyet bu gelisme seviyesinde, fiziksel nesnelerin algilandigi o ilk seviyede durmaya karar verir ve bir sonraki asama olan cok onemli ve tamamen iradeye dahali olan asamaya, yani taklitle ogrenilemeyen daha ust seviyedeki soyutlamalara, birinden digerine varabilme asamasina girmeyi istemez. Boyle bir akil bir sehrin ya da ulkenin skandallarini (ikinci elden) kavrayabilir, fakat "dunya" veya "kainat" kavramlarini veya bunlara ait olaylarin "skandallar" olmadigi gercegini kavrayamaz.
Kavramsallastirma karsiti (KK) zihniyet cogu seyi indirgenemez gercekler olarak alir ve onlari "gecerliligi kendinden gercekler" olarak kabul eder. Kavramlari (ezberlenmis) algilamalarmis gibi gorur; yani soyutluklari "algilanan somut seyler" zanneder. Boyle bir zihniyet icin, her sey verilidir: Zamanin akisi, dort mevsim, evlilik kurumu, hava, cocuklarin meydana gelmesi, bir sel taskini, bir yangin, bir deprem, bir devrim, bir kitap - bunlar ayni duzeydeki olaylardir. Metafizik eseri olan ile insan yapimi arasindaki fark bu zihniyet icin bilinmemekle kalmaz, iletisimi de mumkun degildir.
Bir insan aklini harekete geciren iki temel soru "nicin" ve "ne icin" KK bir zihniyete yabanci olan seylerdir. Sorulduklarinda bu sorular klasik olarak kabul edilenlerden ote bir cevap getirmezler. Cevaplar genellikle "hayat boyledir" veya "oyle kabul edilir" tarzindadir.
Sonuc olarak "neden?"'e olan ilginin eksikligi nedensellik kavramini ortadan kaldirir ve bu insan icin gecmisi kesip atar. "Ne icin?"'e olan ilginin olmayisi uzun vadeli amaci ortadan kaldirir ve o da gelecegi kesip atar. Bu nedenle KK bir zihniyet icin sadece bugun tamamen gercektir. Gecmise ait kirintilar rastgele olay kirintilari gibi, anlami ve amaci da olmayan kucuk bir hatira konusmasi gibi durmaktadir. Fakat gelecek bir bosluktur; cunku gelecek algisal olarak anlasilamaz, KK zihniyetin kafasi algi otesine ulasamaz.
KK bir kisinin aklinda, butunlestirme surecinin yerini, bir araya getirme sureci almistir. Onun bilincaltinin depoladigi ve otomatiklestirdigi fikirler degil, birtakim somut seylerin, rastgele gerceklerin ve tanimlanmamis duygularin tasnif edilmeden yigilmis zihin dosyalari halindeki belirsiz birikimidir. Bu belli bir seviyeye kadar -yani bu kisi dosyalari benzer sekilde yigilmis kisilerle karsi karsiya oldugu muddetce- is gorur ve burada tum dosyalama sisteminde arastirma yapilmasi asla gerekmez. Bu gibi sinirlar icinde, kisi mutlu bir sekilde yasamini devam ettirecektir.
Bu zihniyetteki bir kisi (onlari nereden ve nasil aldigini hatirlamaksizin) bazi soyut fikirleri benimseyebilir veya bazi entellekturel inanislara sahip oldugunu ifade edebilir. Fakat birisi ona belli bir fikir hakkinda ne kastettigini sorarsa, cevap veremeyecektir. Eger birisi ona inandigi seylerin sebeplerini sorarsa, inandigi seylerin ruzgarda savrulan kirilgan bir yaprak oldugunu anlayacak ve sormayi aklina asla getirmedigi sorularin ne kadar fazla oldugu gercegiyle sarsilacaktir.
Bu tip bilgi idaresi (ya da olmayisi) ve sistematigi, baskasi bu dusuncenin hicbir kismina itiraz edilmedigi muddetce devam edecektir. Fakat karsi cikildiginda kiyamet kopar - cunku KK zihniyet bilmektedir ki tehdit edilen belli bir fikir degil, o aklin tumudur. Kopan kiyamet korkudan icerlemeye, israrla goz ardi etmeye, dusmanca tutuma, panige, kotuluge ve nefrete kadar degisiklik gosterebilmektedir.
KK zihniyetin en iyi gosterimi yillar once okudugum bir romandaki kucuk bir olaydadir. Siradan tipik bir sarisin, bir universiteli gencle cikar, daha sonra kendisine iyi vakit gecirip gecirmedigi soruldugunda soyle yanitlar: "Hayir, cocuk berbat derecede can sıkıcıydı. Bahsettigi seylerin hicbirini daha once duymamistim".
Somut seylere bagli olan KK sadece ayni tip "sinirli" dunya tarafindan ayni sekilde somut seylere bagli insanlarla ugrasabilir. Bu zihniyet icin bu durum, insanlarin soyut prensiplerle ugrasmak zorunda olmadiklari bir dunya ifade etmektedir. Elestirilmeksizin kesin olarak kabullenen ezberlenmis davranis kurallari, prensiplerin yerine konmustur. Boyle bir dunyada "sonlu" olan sey onun kapsami degil, o dunyada yasayan insanlarin ihtiyac duydugu zihinsel cabanin derecesidir. Onlar "sonlu" dediklerinde "algisal" demek isterler.
Bu zihniyetteki insanlar, kendi kurallarinin sinirlari icinde faaliyet gostermekte ozgurdurler, yani sonuclari konusunda endiselenemeden somut seylere, sebebler konusunda endiselenmeden sonuclara ve olgulara teorinin "soyutlugu" tarafindan zorlastirilmamis munferit olaylar olarak yaklasmakta ve dolayisiyla kendilerini emniyette hissetmekte ozgurduler.
Neye karsi emniyette? Bilincli olarak cevap verirler: "Yabancilara karsi". Aslinda cevap sudur: Temel ilkelerle ugrasma gereksinimine karsi emniyette.
Bir KK kisinin her seyden daha fazla korktugu sey felsefenin esaslaridir (ozellikle de etigin esaslari). Onlari anlamak ve uygulamak uzun bir kavramsal zincir gerektirir, fakat o, beynini bu zincirin ilk halkalarindan sonraki halkalarina ulasabilme yeteneginden mahrum birakmistir. Eger onun sahip oldugunu soyledigi inanclara (yani onun grubuna ait kurallar ve sloganlara) karsi cikilirsa, bilincinin bir sis icinde kayboldugunu hisseder. Bu yuzden yabancilardan korkar. "Yabancilar" kelimesi ona koyunun, kasabasinin veya cevresinin sinirlari otesindeki, onun "kurallariyla" yasamayan tum insanlarin dunyasi anlamina gelir. Yabancilarin kendisi icin neden olumcul bir tehdit oldugunu ve neden icini caresiz dehset duygulariyla doldurduklarini bilmez. Tehdit varliklarla ilgili degilir, psikolojik ve epistemolojiktir. Bunlarla basa cikmak, onun kendi "kurallarinin" usune cikmasini, soyut prensipler seviyesine cikmasini gerektirir. O ise, buna kalkismaktansa olmeyi tercih eder.
"Yabancilara karsi korunma" onun ait oldugu gruba baglanmaktan bekledigi faydadir. Karsiliginda, grubun ondan istedigi sey grubun kurallarina itaattir ve o bunlara uymaya razidir. Bu kurallar onu soyut dusuncenin dehsetinden "koruyan seydir". Bu kurallar kim tarafindan konmustur? Teoride, gelenekler tarafindan. Aslinda, hasbelkader o grubun liderleri olmus kisiler tarafindan - o kisinin zihninde ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadigi sirlari bilenler tarafindan konulmustur.
Dolayisiyla boyle bir insanin varligini surdurmesi, fikirlerin yerine insanlarin konmasina ve insan yapimi olanin dusuncesel olanin usunde tutulmasina baglidir. Dusuncesel konular onun kavramasinin otesindedir -tabiatin kanunlari algisal olarak kavranamaz- fakat insan yapimi kurallar onu psikolojik ve varolussal olarak bilinmeyenlerden koruyan mutlaklardir. Eger basi derde girerse, grup onu kurtarmaya gelir; kisi grubun yardimini kazanmak zorunda degildir, bu yardim ona otomatik olarak verilir. Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarinin veya hatalarinin guvenilmez lutfunun degil, onun gruba ait olmasi gerceginin bir sonucudur.
Akilci olanin ahlaki oldugu prensibinin bir ornegi, kavramsal dusunce karsitlarinin buyuk olcude ahlak karsiti da olmalaridir. Boyle gruplarin hepsinin temel dusturu, baska her turlu kuralin ustunde tuttuklari gruba sadakattir. Fikirlere degil, fakat insanlara - grrubun az olan ve genelde toresel olan inanclarina degil, grup uyelerine ve liderlerine sadakat. Belli bir uye hakli veya haksiz olsun, digerleri onu yabancilara karsi korumak zorundadir - o iser suclu ister masum olsun digerleri yabancilara karsi onun yaninda durmak zorundadir, o isinin ehli olsun veya olmasin, digerleri yabancilara tercihen onu ise almali ve onunla ticareti digerine tercih etmelidir. Boylece gruba aidiyet ahlak ve adaletin ustunde bulunur.
Irkcilik KK zihniyetin acik bir ifadesidir. Yabanci dusmanligi, yani ulkenin disindan gelenlere duyulan korku ve nefret te boyledir. Bir insanin toplumdaki konumunu dogumuna gore belirleyen herhangi bir kast sistemi de boyledir - bir kast sistemi sadece aristokratlar arasinda degil, belki de daha atesli bir sekilde siradan insanlar arasinda ve hatta" yerlerini bilmek isteyen" ve onu kiskanc bir sekilde hem yukaridaki hem asagidaki yabancilara karsi koruyan serfler arasinda ozel bir tip grub saygisi ile olumsuzlestirilir. Sosyalizm de boyledir. Herhangi bir tip ataya tapma veya aile dayanismasi da (aile amcalari , halalari ve ucuncu dereceden kuzenleri icerir) boyledir. Herhangi bir suc cetesi de boyledir.
Kabilecilik (var olan her turlu KK zihniyet grubuna verilebilecek en iyi isim budur) Avrupa'da egemen bir unsurdur ve bu unsur, Avrupa'nin uzun sureli kast sistemlerinin, ulusal ve yerel sovenizminin, vahsi guce dayali yonetimlerinin ve sonu gelmez kanli savaslarinin karsilikli olarak guclendirdigi sebep sonuc iliskilerine dayanmaktadir. Buna bir ornek olarak, yillardir kucuk gelenek veya dil farklilklari icin yok etme amaciyla birbirleri uzerine cullanan Balkan uluslarina bakin.
Kabilecilik korkunun bir urunudur ve korku, bir insanin hayata kalma yetenegini, yani akli inkar eden herhangi bir kisi, kultur veya toplumdaki egemen duygudur. Felsefe akil disiligin ilkel batakligina kaydikca, insanlar psikolojik ve varolussal olarak onun sonucu olan kabilecilige itilirler. Egitim de burada rol oynar: John Dewey'in [2] "kademeli egitim" teorisi (ulkedeki -ABD- okullarda neredeyse yarim yuzyil egemendi) bir cocugun kavrama melekesini korelten ve yerine "sosyal adaptasyon" koyan bir metot olusturdu. Bu teori kabile zihniyeti olusturmanin sistematik girisimiydi ve hala oyledir.
Gunumuzde kabileciligin alt siniflarin (fakirlerin, caresizlerin, cahillerin) degil, entellektuellerin, universite egitimli "seckincilerin" (bu tamamen kabileci bir terimdir) bir urunu olduguna dikkat edin. Buyuk surulerin veya cetelerin cogalmasini izleyin. Tum bu cetelerin ortak paydasi aksiyona degil, gosteriye (toplu gosteri), tartismaya degil bagirmaya, basarmaya degil, istemeye, dusunmeye degil hissetmeye, degerler pesinde kosmaya degil, "yabancilari" lanetlemeye, yani algisal bir beynin ugrasabilecegi seylere olan inanclaridir.
Siz herhangi bir problemi cozecegi inanclariyla vucutlariyla trafigi durdurarak caddeleri tikayan (ya da bir "kabirde" kendini yerlere atan) akil ve bilim savunuculari goremezsiniz. Bu mantiksal bir imkansizliktir.
---
[1] Philosophy: Who Needs It. 1968, Ayn Rand. Ustteki bolum kitabin "Kayip Halka" adli bolumunden derlenmistir. Metnin Ingilizcesini surada bulabilirsiniz.
[2] John Dewey Turkiye'nin ilk egitim politikasi olusturulurken danisilan en onemli isim olmustur. Kendisi 1924'te Turkiye'ye gelmis, durumu inceleyip sundugu rapor, Tevhid-i Tedrisat'in temeli olusturmustur.
[3] Benim KK zihniyet ile ilgili en ilginc duydugum hikaye sudur: Bir universite ogrencisi bazi begendigi kose yazilarini bir email listesine arada sirada gondermektedir, fakat bazen yazarin ismini sona eklemeyi unutmaktadir. Kemalist bir tanidigi ise, ve sadece o Kemalist tanidigi, bu oldugunda surekli ona "bu yaziyi kimin yazdigini" sormaktadir. Final analizde bu sorunun sebebi sudur: Kemalist soyut olan fikirler ile dusunememekte, onun yerine daha somut olan kisileri koymaktadir. Bir paket olarak herhangi bir yaziyi oldugu sekilde, icerigi uzerine, fikren irdeleyecek, ondan faydalanabilecek ya da onu reddedebilecek durumda degildir - onemli olan "grup" icindekilerin ne soyledikleridir cunku ancak o sayede soylenenler kosulsuz olarak alinabilecektir - kabileye aidiyetin onemli bir unsuru budur. Bu sekilde KK zihniyet dusunmekten kurtulabilecektir ve iste bu sebeple yazarin kim oldugunu bilmelidir.
[4] Ayn Rand'in en unlu ogrencisi eski FED baskani Alan Greenspan'dir. Gencliginde Greenspan ve diger birkac ogrenci Rand'in etrafinda bir grup olusturmuslardi. Kendilerine felsefi bir espriyle "kollektif (the collective)" diyorlardi. Bu esprinin ozu, Rand'in felsefesinin bireycilik/ozgurluk taraftari ve kolektivisim karsiti olmasidir.

