Pazartesi, Mayıs 26, 2008

Irak Isgali Sonrasi ve Petrol

Irak Savasi'nin ana amacinin petrol sirketlerinin "kaynaga" erisme kavgalarinin oldugunu belirtmistik. Muhakkak bir ulkeyi isgal gibi onemli bir kararda diger faktorler de rol oynayabilir: ABD'nin onde gelen stratejisyenleri, farkli acilardan da Irak'in isgaline yesil isik yakmislardir. Osmanli uzmani unlu Bernard Lewis Beyaz Saray'a "11 Eylul sonrasi Irak'in isgali musluman dunyasinin gozunu acacak ve modernizasyonu icin onu kamcilayacak" tavsiyesini yaptiginda bu analizi yapabiliriz. Neo-con tipler Israil'in guvenligini dusunuyorlardi, diger yandan Amerikanin uzun suredir stratejisi olan "savasi kendi kitasindan uzakta tutmak" yontemi isiginda, Irak'ta Amerikan varligi Al Kaide'yi Amerikan topraklari yerine Irak'ta savasmaya zorlayacak, bir "bal" yaratip "ayilari" kendine dogru cekecekti. Bunlarin hepsi degisik derecelerde Bush'un kararinda rol oynamis olabilir. Her halukarda, isgalin basladigi 2003 yilinda tum oklar Irak'i gosteriyordu.

En onemli isgal konusu olan petrolun guvenligi Bush hukumetini dusunduruyordu. Acaba Saddam yenilirken (ki bu kesindi) petrol kuyularini atese verir miydi? Bu durumda ABD disisleri Irak'in petrol altyapisini yenilemek icin $7-$8 milyar dolarlik ek bir yatirim gerecegini hesapladi. 20 Mart 2003'te isgal kuvvetleri Bagdat'a girdiklerinde petrol kuyularini atese sarilmis halde bulacaklarini dusunuyorlardi, fakat durum boyle olmadi. Mahalle kabadayisindan ulke liderligine gecmis Saddam, bu sirada belli ki milliyetciligi ogrenmisti, tarihin gozunde halkinin dogal kaynaklarini heba etmis adam olarak gecmeyi demek ki istememisti. Bu iyi haberdi. 9 Nisan'da isgal kuvvetleri Bagdat'a girdiler. Ardindan anarsi cikti. Birlikler bu anarsiye karismadan uzaktan seyrettiler - muzeler, dukkanlar yagmalanip ofisler yikilirken, birlikler sadece "Petrol Bakanligi" binasini ve petrol altyapisini korumakla yetindi. Petrol Bakanligi binasinda ileride petrol aramasinda ise yarayacak cok onemli sismik haritalar bulunmaktaydi.

Isgal sonrasi Irak'in devlet petrol sektorunun dagitilmasi, ve kaynaklarin ABD/Ingiltere sirketlerine gecirilmesi birinci hedefti. Irak'i yonetmek icin atanan ilk isgal valisi emekli general Jay Garner, bu "onemli" amac yerine "yerel secimlere" odaklanmayi secince, alelacele sepetlendi. Yerine Paul Bremer is basina getirildi. Bremer basa geldiginde kendini Royal Dutch Shell adli petrol sirketinin eski CEO'su Philip Carroll ile calisma durumunda buldu - bu kisi, Irak'in petrol endustrisinin basina getirilmisti. Her ne kadar Caroll sonradan "ben is basindayken katiyen ozellestirme yapilmayacakti" demis olsa da, Bush hukumetinin bunu geciktirmesindeki sebep baskaydi. Beyaz Saray farketmisti ki bu kadar onemli bir sektorun bu kadar suratle ozellestirilmesi "isgal altindaki bir devletin ekonomik yapisinda buyuk degisiklikler yapilmasini yasaklayan" Geneva Anlasmasi'na aykiriydi! Ama belki de bundan daha onemlisi, Irakli Siiler icin onemli bir dini figur olan Ali Sistani'nin ozellestirmeye net bir sekilde karsi cikmasiydi. Ozellestirme ve yabanci sermaye bagimsiz bir ulke icin muhakkak onemlidir, fakat isgal altindaki bir ulke icin Sistani alabilecegi tek direnis kararini almis gozukuyordu.

Zaten halk ta, ozellikle petrol endustrisinde calisanlar bu sekildeki bir ozellestirmeye karsi gozukuyorlardi. Sadece ozellestirmenin "dedikodusu" bile karisiklik cikarmaya yetmisti - petrol boru hatlari, rafineriler ve diger petrol yapilari bombalanmis, sabote edilmeye ugrasilmisti. Daha sonra kuskusuz devlet petrolculerinin (Iran, Rusya) bolgeye mudahil olmasindan sonra alevlenen direnis, petrol altyapisinin tam kapasiteside kullanilmasina darbe vuracakti. Amerika planlamacilarin petrol uretiminin 2010 tarihinde senede 6 milyar varile cikmasi plani artik hayal gibi gozukuyordu. Bu arada guvenligi kalmamis ve herkesin kendi basinin caresini baktigi bir ortamin olustugu Irakta yolsuzluk had safhaya vardi. Ocak 2005'te Stuart Bowen adli bir ABD mufettisi Irak bakanliklarina dagitilmis olan $9 milyar dolarin ortadan yokoldugunu rapor etti.


Bu ortamda Ekim 2005 referendumla kabul edilen yeni bir anayasa tam tekmilli bir petrol ozellestirmesine agir bir darbe vurdu. Mart 2006'da petrol ihraci isgal oncesinin yarisina bile gelememisti. Sii/Sunni catismasi bu siralarda basladi (2/22/06), burada ABD petrol sirketlerinin parmagini aramak gerekir. Istediklerini alamayinca, "birbirine kirdirma" politikasinin devreye girmesi bir sonraki raundda guclu sekilde masaya oturmak icin kullanilmis olabilir. Irak'ta rehin alinan Amerikali Jill Caroll, o sirada rehin olarak Sunnilerle beraberdir ve Siiler icin kutsal Altin Cami bombalandiktan sonra onu rehin tutan Iraklilardan birinin ona soyle soyledigini aktarir: "Artik birinci dusmanimiz Siiler. Amerikalilar ikinci".

Subat 2007'de anayasa'nin belirttigi uzere detaylarin belirlenecegi bir "hidrokarbon yasasi" devreye girecektir. Bu yasada tek bir Irak Milli Petrol sirketi yaratilmasi ongoruluyordu. Bu sirketin karlarinin dagitimi icin ayri bir yasa gerecekti. Fakat yasada yine de yabanci sirketlerin yatirim yapabilmesi icin yeterince kaldirac noktalari bulunuyordu.

Olayin butunune bakarsak, Bush'un ve petrol sirketlerinin kisa vade cikarlarini elde edemediklerini goruyoruz. Plana gore Irak isgal edecek, halk onlari ellerinde cicekler ile karsilayacak, Irak petrol sirketleri ozellestirilip ABD/Ingiltere sirketleri tatli karlari elde etmeye baslayacakti. Durum boyle olmadi. Bush ve Blair dunya capinda muthis bir direnise muhatap oldular - ele gecirdikleri ulke sosyal ve ekonomik olarak calkantiya batti ve cok olumcul bir direnis harekati yaratti.

Fakat ABD/Ingiliz petrol sirketlerinin cok acele ettiklerini de soyleyemeyiz. Bu tur sirketlerin plan ve aksiyonlari onyillik donemlerle yapilir, ve su anki karisikligin gecmesini bekleyip, Irak petrol alanlarinin onlerindeki yillarda ellerine bir sekilde dusmesini bekleyeceklerdir. Fakat kesin bir sey var ki, Irak'ta sozlerini Washington'da oldugu kadar rahat geciremiyorlar. Bu sebeple deniyor ki Irak'in Osmanli'dan alinip Ingiltere'ye gectigi savas dahil olmak uzere Irak'ta 7 savas yapilmistir - belki 8. savas coktan yol cikmistir bile.

---
[1] Oil Companies in Iraq: A Century of Rivalry and War
[2] How the Bush Administration's Iraqi Oil Grab Went Awry
[3] Oil in Iraq: the heart of the Crisis

Pazar, Mayıs 25, 2008

Vay Cakal

http://www.huffingtonpost.com/huff-wires/20080521/mccain-ellen-degeneres/images/1af2ada8-4892-4c71-9a78-c67947872750.jpg

Obama ile Hillary arasindaki yarisma sona dogru gidiyor.. Obama'nin onde bitirmesi ihtimalinin guclenmesi yuzunden, McCain Hillary'yi desteklemis olan kadin secmenlerin Obama'ya bir sure kizgin olabilecegini hesaplamis olmali ki, hemmen nefesi bir kadin programinda alivermis. Kuskun secmenlere bu arada ne kadar ulasabilirse, o kadar daha oy arttiririm dusuncesinde..

Programina katildigi Ellen Degeneres ABD'de unlu kadin komedyenlerden.. Ilginc bir diger ozelligi de lezbiyen olmasi. Isi komik yapan, McCain Cumhuriyetci "tabani" da sahiplenmeye ugrasmasi, ve bu sebeple o programda bir arada bir derede kaliyor cunku tabanda escinsel evliligine karsi insanlar var. Degeneres bunu farketmis tabi, sansi kacirmamis, o da hemmen "lezbiyen evliligi hakkinda ne dusunuyorsun" (California'da mahkeme ilk kez buna izin verdi) seklinde McCain'i azicik kizartmis. Sonra "dugunume gelirsin artik" diye takilmis.

Obama su ara "Hillary secmenlerine sicak mesajlar verme" mod'unda. DP zorlu bir parti ici mucadele gecirdi ve Hillary'yi destekleyenler dogal olarak duskirikligi yasiyorlar. Oprah'in Obama'yi destekledigini soylemistik, bu Obama'nin onemli bir kozu olabilir. Hizli bir Google aramasi istatistiki olarak bekar kizlarin Degeneres'i, evli hanimlarin Oprah'i seyrettigini soylemekte.

Obama ve Facebook Politikasi

Obama'yi ve destekcilerini tanimlamak icin kullanilan "Starbucks Demokrat'lari" tanimina bir yenisi daha eklendi: Facebook Politikasi. Obama, yeni neslin cok asikar oldugu "sosyal ag" kavramini politika icin mobilize etmeyi beceriyor... Sonuc? Sadece Nisan ayinda $31 milyon dolarlik bagis elde etmis, ve bu bagislarin neredeyse hepsi Internet'ten toplanmis ve cogu $200 dolar veya asagisi bagislardan..

ABD yeni secim kanunlarina gore artik tek bir kisi bir politikaciya $2300 dolardan daha fazla bagis yapamiyor, bu iyi bir sey, boylece buyuk sirketlerin cok fazla miktarda para ile secimin dengesini degistirmesi engellenmis oluyor. Buyuk sirketler tabi ki bundan memnun olmayabilir, fakat politikacilarin kendisi bile artik "sisman kedi (fat cats)" denen bu zatlarla ugrasmaktan bezmis olmalilar ki, boyle bir kanunu gecirmisler... Bu arada bu kanunu yazan ve meclise tasiyan (2002 yili) kisi kim? John McCain. Eger kendi gecirdigi kanun yuzunden bu secimi kaybederse hakikaten komik bir durum olacak.

Bu yeni bagis toplama mekanizmasini kurmasi icin Obama Chris Hughes adli bir zat'a gorev vermis: Hughes kimdir? Facebook'un kurucularindan...

Daha detayli bilgi surada bulunabilir.

Cuma, Mayıs 23, 2008

Petrol ve Irak

Butun gurultu 2007 yilinda eski FED baskani Greenspan'in "Turbulans Cagi" adli kitabinin bir cumlesiyle basladi. Bu cumle sundan ibaretti: "Herkesin bildigi bir gercegin politik baglamda "kulaga hos gelmez" haline gelmis olmasi beni gercekten uzuyor, fakat gercek sudur ki Irak Savasi'nin ana sebebi petroldur". Bu kelimeler uzerine Greenspan Beyaz Saray'in cok sert saldirilarina maruz oldu, "Georgetown kokteyl partisi analizi yapmis" gibi elestiriler aldi, Greenspan daha sonra aciklamalarini cesitlendirip, etrafa dagitarak sozleri geri cekmis goruntusu verdi, fakat olan olmustu. En yuksek makamda calismis bir kisi tarafindan Irak Savasi'nin gercek sebebi tekrarlanmisti.

Niye Irak Petrolu

Irak'in petrolunu cazip kilan birkac faktor var. Politik olan sebeplere gelmeden once, lojistik/muhendislik baglaminda onemli olanlardan baslayalim. Irak petrolunu cazip kilan bir faktor, bu petrolun kaliteli, cok miktarda ve cikarim masrafi olarak varil basina en dusuk masrafi iceriyor olmasidir.

Kalite: Irak petrolu yuksek miktarda karbon ve sulfur icerir, hafiftir, bu ozellikleriyle en pahali urunlere rafine edilmesi mumkun olur. Bu petrol dunya piyasasinda en yuksek fiyattan satilabilir.

Miktar: Tahminlere gore Irak'in petrol rezervleri 200 milyar varil civarindadir, ki bu rakamin daha yukari cikmasi mumkun gozukmektedir. Hala bakilmasi gereken 560 rezervuarin oldugu dusunulmekte ve buralar da arastirilinca toplam petrol kapasitesinin Suudi Arabistan'i bile gecmesi beklenmektedir.

Masraf: Irak'in rezervlerinin ucte birinden fazlasi 600 metre delinerek erisilebilecek durumdadir. Tum sirketlerin agzini sulandiran unlu Manjoun arazisi bu sekilde rahat erisilebilecek "en az" 25 milyar varillik petrol rezervini barindirmaktadir. Irak petrolu cok genis arazilerde ve sig ortamlarda bulunmaktadir ve petrolle beraber ayni yatakta bulunan su ve dogal gazin yarattigi basinc sayesinde ufak sondaj aletleriyle hizli bir sekilde cikarilabilmesi mumkun olmaktadir.

Petrol ve Gaz Dergisi'ne gore Irak petrolunu cikarmak icin gereken masraf varil basina $1.5 dolar gibi cuzi bir rakamdir. Kiyasla Malezya ve Amman'da ayni masraf $5 dolar, Meksika ve Rusya'da masraf varil basina $6-8 dolardir. Kuzey Denizi gibi ortamlarda bu masraf $12-14 dolara kadar cikabilmektedir. Texas, Kanada kuyularinda bu rakam $20 dolari gecmektedir.

O zaman bir hesap yapalim: Su anki fahis petrol fiyatlarindan masraf, vergi, vs. gibi rakamlari dusup, gayet "muhafazakar" bir rakam olan varil basina $50 kazanildigini varsarsak, 250 milyar varil x $50 = $12.5 trilyon dolar gibi bir rakama erisiyoruz! Bu rakama gore Stiglitz'in Irak savasi hakkinda son kitabindaki (ve basligindaki) "$3 trilyon dolarlik savas" ibaresi dogru olsa bile, bu geriye hala kazanilabilecek $9.5 trilyon dolarlik bir kazanc birakmaktadir! Bu dehset bir rakamdir.

Niye Irak Savasi

Irak'in 1972'de petrol uretimini devlestirmesi uzerine tum dunyada bir petrol devletlestirmesi ruzgari yasandi. Bu tarihten baslayarak petrol sirketleri Ortadogu'daki "yukari akim (upstream)" denen petrolun uretim, yani arama, sondaj, cikarma ile ilgili olan "uretim" kismini kaybetmis oldular. Orta Dogu'nun o guzel paralarini arkada birakip Kuzey Denizi, Afrika'nin bati yakasi gibi masrafi fazla, kari dusuk yerlerde cikarma calismalari yapmaya mecbur kaldilar. Ayrica, cesitlendirme yoluna giderek uretimden ziyade "asagi akinti (downstream)" denen rafine etme, tasima, depolama, ve pazarlama gibi ikincil alanlara yoneldiler.

90'li yillarin ortasinda sirketler stratejilerini tekrar uretime dogru donmek uzere revize etmeye basladilar. Bu amacla petrol sirketleri petrol ureticisi durumundaki ulkelerin hukumetlerine kendileri ile uretim anlasmalari yapmalari icin baski olusturmaya basladilar. Bu istekler o ulkelerdeki milliyetci hissiyatla hic uyusmadi. Bilahere, (ne raslanti) 90'li yillarin sonunda tum petrol ureticisi ulkeler kriz halindeydi: Venezuella, Iraq, Cezayir, Iran ve oteki uretici ulkeler bunlardan sayilabilir, ve tum bu bolgelelerde ABD gizli servisi destabilize edici operasyonlarda bilfiil aktif olarak gozukuyordu. Yerel kargasa ile karsi karsiya olan milliyetci hukumetler uretimi arttirmak ve mevcut uretimi kaybetmemek icin (plana gore) dis yardima ihtiyac duyacakti. Fakat yolsuzluga batmis bu "milliyetci" devletler, hep "daha fazlasini" kendileri (populizm icin) istiyordu. Bu da petrol sirketlerine uygun degildi.

Irak'taki petrol bu formulasyona tamamen yeni bir dinamik katacak ozelliktedir. ABD'ye yakin bir yonetim muhakkak isin "yukari akinti" kismini ABD/Ingiltere sirketlerine birakacaktir, ve ilk defa sirketler Irak gibi buyuk rezervelerin sozkonusu oldugu bir ulkede bizzat kuyularin sahibi haline gelecekti. Bu, devlet petrolculugun kartelini temsil eden OPEC'in etkisinin kirilmasi anlamina gelecektir. ABD/Ingiltere etkisi altindaki bir Irak, OPEC'in kota sistemine ciddi bir darbe vurabilir.

Bu durum ayrica Kuveyt, Iran, Suudi Arabistan, Venezuella gibi tum uretici devletlere de ek bir baskidir. Bu devletlerde daha fazla kar elde edebilmek icin yabanci yatirima, know-how'a ihtiyac duyacakti. Bu tur ozellestirmeler petrol sirketleri icin milyarca dolar ek gelir anlamina gelmektedir, bu amaca erismek icin petrol fiyatlari gecici sekilde indirilip, sirketlere uygun ortam elde edilince tekrar yukseltilmek bir secenek olarak planlanmaktaydi.

Rekabet

ABD'nin Irak'i isgaline giden yol pek cok kavis iceriyor. Fakat bardagi tasiran son damla Irak'taki petrolu baskalarina kaptirma korkusu olmali.

80/90'larda ABD/Ingiltere'nin rakipleri Fransa, Rusya, hatta Japonya ile Cin, Irak ile uretim baglaminda cok karli anlasmalara imza atmaya basladilar. Fakat 1990 ve 2003 arasinda Birlesmis Milletler tarafindan Irak'a uygulanan yasaklar/mueyyideler (sanctions) rejimi bu anlasmalarin hayata gecmesini engelledi, boylece ABD/Ingiltere sirketleri rakiplerine karsi guvenceli bir durumdaydi.

Fakat 1997 yilinda mueyyideler dunya capinda destek kaybetmeye basladi. ABD baskani: Clinton.

Tam bu sirada Rus Lukoil, Fransiz Total, Cinli National ve oteki bazi sirketler Irak'in en buyuk petrol alanlarda uretim yapmak uzere, ve bu sefer hayata gecmesi muhtemel anlasmalara imza attilar. Buna gore Lukoil Bati Qurna'yi, Total Manjoun bolgesini, Cinli National Kuzey Rumalia'da uretim hakkini elde ediyordu. Muhakkak Saddam bunu yasaklari delebilmek icin yapmisti - cunku hemen arkasindan, beklenilecegi uzere, BM Guvenlik Konseyinde sandalyesi olan ve petrolun kokusunu almis olan Fransa, Cin ve Rusya, yasaklarin kaldirilmasi icin lobi yapmaya basladilar.

97-98 yilinda ABD sirketleri durumun kendileri icin iyi olmadigini artik anlamislardi. Irak petrolu ellerinden gidiyordu. Derhal kongrede lobi calismalarina basladilar ve Irak petrolunu kendileri icin istediklerini gayet acik bir sekilde belirttiler.

Ve Irak rakip ulkelerle anlasmalari neredeyse imzalar imzalamaz, Washington askeri kaynaklarini bolgeye aktarmaya basladi ve askeriye ileri yaslanan, saldirgan bir durus (threatening forward posture) durumuna gecti. Operasyon Phoenix Scorpion, Operasyon Desert Thunder pek cok bolumler halinde neredeyse kesintisiz olarak Kasim 97 ve Aralik 98 arasinda devam etti. Diger yandan Bill Clinton "Irak'i Ozgurlestirme Kanunu" adli bir yasayi onayladi, bu yasanin ozu Saddam Huseyin rejiminin devrilmesiydi. Londra'da benzer analizler ve kararlar aliniyordu, "Ingiltere Stratejik Defans Analizi" Temmuz 98'de Irak'a karsi guc kullanilabileceginden bahsediyordu.

Aralik 16-19 98 tarihinde ABD/Ingiltere ortak sekilde Operasyon Desert Fox'u baslatti. Bir rafineri vuruldu. Saldirilar ek bir fayda olarak o an Irak'ta olan BM silah gozetlemesinin de bitmesine sebep oldu, boylece BM'nin "Irak'ta silah olmadigi" aciklamasinin onune gecilmis oluyordu - Irak'i isgal icin onemli bir bahane elden kacirilmayacakti.

Bush hukumetinin Irak'ta savas sonrasi durumu, petrol baglaminda bir dahaki yazida incelenecek.

[1] Oil Companies in Iraq: A Century of Rivalry and War
[2] How the Bush Administration's Iraqi Oil Grab Went Awry
[3] Oil in Iraq: the heart of the Crisis

Devlet / Petrol Iliskisi

Petrol ve devlet iliskisine onceki yazida bir giris yaptik. Bu seviyede cikar iliskisinin oldugu bir ortamda, kisisel baglantilarin, gecisleri olmamasi beklenemez... Bu kisisel baglar her iki tarafi birbirine yakin tutan iletisim kanallari, bir taraftan digerine nefes alir kadar rahat gecis yapan insanlar uzerinden olmaktadir. Allen Dulles adinda bir zat'in kariyeri bunu gosteren ansiklopedik bir ornektir.

Dulles kariyerine Ortadogu'da calisan Amerikali bir diplomat olarak basladi. Yukselerek ABD disislerinde Yakin Dogu masasinin sefi haline geldi. 1920'li yillarin ilk yarisinda Amerikali sirketlerin Irak'taki petrol kontraktlarini kazanmasi amacli kampanyayi yonetti. Daha sonra devlet gorevinden cikti, New Yorklu bir hukuk sirketi Sullivan ve Cromwell adina kurumsal avukatlik yapti, ki sirketinin en onemli musterisi petrol sektoruydu. Dulles, II. Dunya Savasi sirasinda istihbarat goreviyle calisti, ve daha sonra baskan Eisenhower tarafindan CIA'nin basina getirildi. CIA baskani olarak Iran'da Mossadegh'in devrilmesini ayarladi, ve boylece Iran'da Amerikan petrol sirketlerinin kontrakt kazanmasini sagladi!

Yani, Dulles'in pek cok degisim geciren kariyerinde neredeyse tek degismeyen, surekli petrol sirketlerinin cikarlarini gozetmis olmasiydi.

Bir diger ornek: Max Thornberg ABD disislerine 1941 tarihinde Bahreyn Petrol sirketinden "ust duzey petrol danismani" olarak geldi. Sirketi Standard Oil California'nin icinde bulundugu bir sirket evliligi idi. Fakat Thornberg disislerinde calisirken bile eski sirketinden maas almaya devam ediyordu, ve disislerinde onun ustunde olan amirlerinden bagimsiz olarak calismaktaydi. Eski (!) sirketinin yoneticilerini gizli olsun olmasin onemli hukumet toplantilarindan haberdar ediyordu ve hukumet icinde aktif olarak sirketinin cikarlarini ilerletmek icin lobi yapiyordu. Ve tum bunlar olurken, Thornberg bir cikar catismasi yasadigini aklindan bile gecirmiyordu - tum hayatini petrol endustrisinde gecirmis biri olarak sektorunun cikarlarinin ulkesinin cikarlari ile ayni oldugu dusuncesindeydi.

Fakat bu orneklerin hepsi gunumuzdeki durum yaninda cuce kalir: Petrol/Devlet kisisel iliskisinde altin madalya mevcut George W. Bush hukumetine gidiyor. Bu iliski devletin en ust katinda, cok daha yogun ve aciktir. Oncelikle Baskan Bush ve babasi Texas'taki petrol endustrisinde yillarca ve aktif olarak calismislardir ve zamaninda kendi petrol sirketlerinin baskaniydilar. Baskan Yardimcisi Dick Cheney baskan yardimcisi olmadan once Halliburton sirketinin CEO'su idi (Haliburton ABD'nin en buyuk petrol servisi sirketidir). Disisleri Bakani Rice, Chevron Texaco'nun direktorlugunu yapmisti, hatta bu sirket tarafindan bir supertankere "Condolezza" ismi verilmisti! Tum bu insanlar Bush hukumetine agirlikli bir "petrol havasi" getirmekteydi.

Bu sebeple Bush hukumeti, rakibi "cevreci" Gore'u tartismali bir secimde yendikten sonra, gelir gelmez petrol endustrisi icin bir takim faydali kararlari hizla almaya basladi. Bu kararlardan bazilari ABD'nin petrol sirketleri icin iyi olmayan Kyoto Anlasmasi'ndan cikilmasi idi. Daha sonra Devletlerarasi Iklim Degisim Panelinin baskani alelacele sepetlenecek ve petrole agirlik veren bir enerji plani devreye sokulacakti.

[1] Oil Companies in Iraq: A Century of Rivalry and War
[2] How the Bush Administration's Iraqi Oil Grab Went Awry
[3] Oil in Iraq: the heart of the Crisis

Perşembe, Mayıs 22, 2008

Petrol

Simdiye kadar blog'umuzda iki onemli ana konuyu isledik: 1) sanayi sisteminde optimal ideoloji nedir, ve 2) bundan sonra ne geliyor... Ilk sorunun cevabini sosyalizm, kapitalizm konularini aciklayarak sunmaya ugrastik - bireyin ozgurlugunun, bireyin kollektife hapis edilmedigi takdirde kapitalizmin en dinamik haliyle yasanabilecegini anlattik ve bir sonraki asamaya bu duzenden en rahat sekilde ziplanabilecegini soyledik. Ikinci sorunun cevabini hayatimiza iyice giren bilgi teknolojilerinin etkisinin ne kadar derin oldugu ile alakaliydi - son zamanlardaki degisimlerin hepsinin altinda yeni bilgi teknolojilerin bir ya da ikinci dereceden sorumlu oldugunu gorduk.


Fakat bugunu anlamak icin bir onemli konu daha kaldi: Petrol.

Aynen masamizin ustunde duran bilgisayarin beraberinde bir dusunce sistematigi, yasam sekli, ve gelecek tezahuru getirdigi gibi, pek cok insanin arabasina koydugu petrol urunu de ayni sekilde arkasinda bir nakil zinciri, stratejiler, sirketler, tercihler, kazananlar ve kaybedenler agi iceriyor. Bilgi teknolojilerinden bahsederken ne kadar ilerlenildiginden bahsettik. Google sirketine pek cok atif yaptik. Bu sirketleri seyretmek heyecan verici, innovasyon son hiz devam ediyor. Atif yaptigimiz sirketler o innovasyonlari ile muthis paralar kazaniyorlar. Gelecekte pek cok insanin isi bu tur innovasyonlarin etrafinda donecek. Bunlar cok guzel gelisimler.

Fakat gunumuz itibariyle ve olcu olarak "para" baz alinirsa hala dunyanin en buyuk sektoru bilgi/servis sektoru degildir. Dunyada en cok paranin dondugu sektor, petrol sektorudur. Dunyanin en buyuk petrol sirketi Exxon, ayni zamanda (2001, 2003) dunyanin en cok kar eden sirketidir. Sirketin kari 2003 yilinda 22 milyar dolara erismistir, bu rakam daha cok goz onunde olan ve bu sebeple daha cok kazandiklari zannedilebilecek General Motors, Ford, DaimlerChrysler ve Toyota'nin toplamindan fazladir. Exxon'un 2003 cirosu, inanilmaz bir rakam olan 247 milyar dolardi ve bu rakam Walt Disney ($25 milyar), Coca Cola'yi ($19 milyar) katlayarak gecmisti ve bu gecis sadece sirketlere has degildi - Exxon'un cirosu, dunyadaki 185 ulkenin kazancini da gecmeyi basarmisti. Sadece dunyanin en zengin 6 ulkesi Exxon'u kazanc/ciro bazinda asabilmisti: Bu ulkeler ABD, Japonya, Almanya, Fransa, Italya ve Ingiltere ulkeleriydi.

Petrol isinde ne kadar cok para dondugunu boylece gorebiliyoruz. Bunu soylerken, bu kadar paranin hicbir politik (ic/dis) etkisinin olmayacagini dusunmek saflik olurdu. Ileride ucuz ve temiz enerji sayesinde petrol politik onemini kaybedebilir, ama o gun henuz gelmis degildir ve gunumuzu anlamak icin "siyah altin"'a yakindan bakmak gerekiyor.

Kullanim

Petrolun ekonomik etkilerini anlamak icin kullanildigi yerlere bakalim: Neredeyse tum ulasim (araba, otobus, trenler, ucak, gemi), binalarda isitma, ana element olarak plastik, boya, gubre ve tibbi ilac yapimi... Askeri baglamda durum degisik degildir - herhangi bir askeri kuvvet icin petrol vazgecilmez bir hammaddedir - tanklar, savas gemileri, savas ucaklari petrole ihtiyac duyar. Dunyanin en uzak koselerinde operasyon yapmak isteyen ulkeler, bu sebeple tutarli (steady) bir petrol kaynagina sahip olmalidir. Bu ulkeler icin onlarin "ulusal" petrol sirketlerinin cikarlari, ulkelerinin cikarlari ile esanlamlidir - bu, kendi sirketinin rakiplerini gecmesi, en iyi boru hattini kurabilmesi, ve diger ulasim ve dagitim kanallarina sahip olmasi baglaminda okunabilir. Bu sebeptendir ki Standard Oil'in kurucusu unlu rafinerici/milyarder John D. Rockefeller 1909 yilindaki kitabinda soyle diyordu: "En iyi ortagimiz ABD disisleri bakanligidir. Elcilerimiz, bakanlarimiz ve konsullerimiz dunyanin en ucra koselerindeki piyasalara girmemize hep yardimci oldular" [1].

Uluslarasi baglamda petrolun onemi I. Dunya Savasi'nda iyice ortaya cikti. Savasa giden yillarda savas gemileri daha fazla hiz ve mesafe (range) elde edebilmek icin komurden petrole gecmisti (petrol fosil yakitlar arasinda en iyi patlama yaratanlardandir), ve bu savas yine ilk kez savas amacli otomobilin kullanildigi zaman olacaktir. Petrol yakitli tank, ve petrol yakitli ucaklarin kulanimi da bu zamana denk gelir, ve tahmin edilebilecegi gibi, I. Dunya Savasi'nin sonucunu karar veren en onemli faktorlerden biri petrol olacaktir. Oyle ki Ingiliz Savas Kabine uyesi Lord Curzon savas sonrasi sunlari yazmistir: "Muttefik gucleri zafer denen kiyiya petrolun yarattigi dalga sayesinde erismistir".

II. Dunya Savasi'nda petrol artik tartismasiz en onemli (highest priority) konudur. Alman ve Japon kuvvetleri bu kaynaga erismek icin ellerinden geleni arkalarinda koymazken, ABD ve Ingiliz kuvvetleri onlarin bu kaynaga erismesini engellemek icin elinden geleni yapacaktir. Fakat petrol, ayni tarafta olanlar icin bile cekisme konusuydu: Roosevelt ve Churchill savas sonrasi petrolun bolusturulmesi icin kiyasiya tartisiyorlardi. Sonunda Suudi Arabistan kaynaklari Ingiltere'ye gram verilmeden ABD'nin kontrolune gectiginde bu basari hakkinda ABD Devlet Politikalari Planlama Bolumu baskani George Kennan sunlari yazmistir: "Amerika dunyanin en onemli materyel mukafatini elde etmistir".

Her Sey Petrol Icin

Askeri gucun petrol ihtiyaci madalyonun bir yuzudur. Diger yuz, petrol sirketlerinin askeri guce olan ihtiyaclaridir. Yani, dunyanin Rockefeller'lerine verilen destek, sadece diplomat seviyesinde kalmadi: Petrol sirketleri yabanci ulkelerdeki karli petrol alanlarinin cikarma haklarini alabilmek, ve o petrolun ulastirilmasi icin nakil guvenligini saglayabilmek icin ulkelerinin askeriye, istihbarat kuvvetlerine rutin sekilde ihtiyac duymuslardir. Butun uretici sirketler bu kadar kar donen piyasayi kontrol etmek icin ne gerekiyorsa yaptilar, etik olsun olmasin her turlu yontemi denemekten vazgecmediler. Bu sirketlerin arasindaki rekabet normal piyasa kurallarinin fersah fersah otesindeydi: Pek cok arastirmanin ortaya cikardigi uzere, sirketler ve onlarin sponsor devleti, dikta hukumetlerini desteklemek, rusvet ve yolsuzluk kullanmak, halk icinde isyan baslatmak, ve o ulkeye dupeduz savas acmak gibi tum teknikleri kullanmaktan geri durmamislardir.

Modern Ortadogu'nun tarihi bu iddialarin canli kaniti gibidir. En uc orneklerden sayilabilecek bir olay, CIA'nin 1959 yilinda genc bir haydut/caniyi (thug) ayarlayarak Irak'in o zamanki basbakani Abd el-Karim Qasim'i oldurmesi icin gorevlendirmesiydi. Gencin ismi Saddam Huseyin idi. Washington'un o zamanki korkusu, milliyetci bir yonetici olan Qasim'in ABD petrol sirketleri icin kar getiren kurallari degistirme ihtimalidir. Ondan bir kac sene once 1957 tarihinde, CIA bir darbe ayarlayarak Iran'daki Mohammed Mossadegh hukumetini devirir, yerine otokratik Sah'in gelmesini saglar. Buradaki amac ise Iran'in petrolunu kontrol etmek, yani Ingiliz'lerin uretim haklarini Amerikan sirketlerine gecirmektir. Gordugumuz gibi Anglo Sakson'lar icinde de kiyasiya rekabet olmaktadir.

"Iceridekiler"

Irak Savasi'nda petrol sirketlerinin rolu olmadigini soyleyenler, hep su sozleri tekrarlarlar: "Petrol sirketlerinin cok az politik gucu vardir, Washington karar mekanizmasinin parcasi degillerdir, petrol sektoru diger sektorlerden biridir". Bu argumanlar tamamen yanlistir: Petrol sektoru ABD ve Ingiltere'de her zaman "iceridekilerin onceligine (insider privileges)" sahip olmustur ve bu oncelige has pek cok ozel "yardimi" "milli guvenlik" yaftasi altinda elde etmistir.

Oncelikle ABD hukumeti bu sirketlere, diger sektordeki diger sirketlere verilmeyen, muthis vergi indirimleri saglar. 1960 yilinda Milli Guvenlik Kurulu'nun tavsiyesi ile uluslararasi calisan petrol sirketleri "yabanci ulke vergi iskontosu" elde etmistir, buna gore petrol sirketleri petrolu cikardiklari ulkenin devletine odedikleri vergiyi/payi kendi vergilerinden dusebilecektir. Ayrica 1974 yilinda ABD kurumsal/holding vergi oranlari %48 iken, en buyuk 19 petrol sirketinin odedigi vergi sadece %7.6 seviyesindedir. Petrol sirketleri kagit ustunde yazmadigi halde aktif halde "anti tekel (anti-monopoly)" kurallarindan da muhaftir. ABD hukumeti yillarca uluslarasi petrol kartelinden haberdar olmasina ragmen bu karteli dagitmak icin hicbir sey yapmamistir. 1952'de Truman basa gelince bir dava baslatacaktir, fakat Milli Guvenlik Kurulu Truman'a anti-tekel davasindan bazi suclamalarin yumusatilmasi icin lobi yapar, basarirlar, suclamalarin yumusatilmasi davanin etkisini azaltir, dava 15 sene topal bir sekilde devam eder, ve statuko degismez. Petrol sirketlerinin "milli guvenlik korumasi" aynen oldugu gibi devam eder. Gunumuzde pek cok mega-birlesmenin oldugu onyil sonucu ortaya cikan sirketler bile halen anti-tekel kanunlarinin kontrolunde degildir. Ilginc olan tum bu sirketler dururken anti-tekel davasinin bir bilgi sirketi olan Microsoft hakkinda baslatilmis olmasidir! Petrol sirketleri endustriyel cikarlarin (ikinci dalga) en net olarak ortada oldugu bir sektorde yasarlar. Bir diger bilgi sirketi olan Google'in temiz enerji konusunda arastirma projesi baslatmis raslanti olmamalidir [3]: Dusuk yogunlukta da olsa, alttan alta bir savas usulca devam etmektedir.

Bir sonraki yazida Irak Savasi ve petrol, sektor/devlet arasindaki baglantilar konularini isleyecegiz.

Yazinin PDF'i

--------
[1] Random Reminiscences of Men and Events, John D. Rockefeller, 1909
[2] Oil Companies in Iraq: A Century of Rivalry and War
[3] Google'in yonetim kurulunda oturan ilginc bir zat: Cevreci Al Gore.