Salı, Ağustos 09, 2016

#gazeteler

Çarşamba, Aralık 25, 2013

Yeni ada isimleri

Yassıada'nın isminin Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak değiştirilmesi ardından üç adanın daha yeni isimlere kavuşacağı açıklandı. Hükümet sözcüsüne göre Gökçeada, Bozcaada ve Kınalıada'nın isimleri değiştirilecek. "İsimlerin günün siyasi havasını yansıtmasını umuyoruz" diye söze devam eden sözcü yeni isimlerin şunlar olacağını bildirdi:

Gökçeada "Halk Galeyana Gelmesin Ama Biz İstediğimiz Kadar Sacmalık Yapalım Adası" olacak. Bozcaada "Her Ne Kadar Dandik Bir Yönetim Tarihimiz Olsa Bile Hepimiz Ona Karşı Salakça Bir Sevgi Beslemeliyiz Adası" oluyor. Kınalıada ise "Sürekli Aykırı Olmaya Uğraşırken Dış Politikada Yanlız Kalmak Güzel Bir Şeydir Adası" ismine kavuşacak. Yeni isimler hakkında fikri sorulan CHP basın sözcüsü "Cesur Belde" ya da "Diyar Teneke" gibi daha öz Türkçe isimlerin seçilmesinin daha iyi olacağını belirterek yeni isimleri eleştirdi. MHP Başkanı Devlet Bahçeli olanları "gantarın topuzu gaçmıştır" sözleriyle  yorumladı.

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 23, 2013

YDB - 23/12

Fehim Tastekin

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ‘[..] sınırlarını aşan Türkiye’ye karşı bir komplo’ olduğuna dair hummalı bir savunmadır gidiyor [..]

Bir kere Türkiye’nin ilk kez kendi sınırlarını aştığı savı safi propaganda. [..] Düne kadar iktidar çevreleri “Obama ile en fazla konuşan lider Erdoğan” diye böbürlenmiyor muydu? Ne oldu da Türkiye gözden düştü? İşte burada komplolara sarmak yerine bir muhasebe yapılmalı! Türkiye’nin kredisini bitiren faktörler tartışılmalı; maceracılık, aşırı hevesler, altyapı olmadan açılma hırsı, büyüklük hastalığı, kendi iç sorunlarını çözmeden komşunun benzer sorununa uzanma alışkanlığı, müdahalecilik, mezhepçilik ve bunların kaçınılmaz sonucu olan dışlanmışlık konuşulmalı. ‘Değerli yalnızlık’ safsatasına girmeden “Nerede hata yaptık” diye sorulmalı.

Dışarda güven kaybı

En temel sorun iş yapma ve konuşma tarzından kaynaklanan güven kaybı [..]

- Önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Irak’a gönderip Başbakan Nuri el Maliki’ye “Sizinle koordinasyonsuz iş yapmayacağız” diye güvence vereceksin, ardından Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani ile petrol-doğalgaz arama ve üretimi, üretilen petrolün boru hattıyla Kerkük-Yumurtalık hattına eklenmesi, üretilecek doğalgazı Türkiye’ye taşıyacak yeni bir boru hattını öngören 6 anlaşma imzalayacaksın. Sonra aldatıldığını düşünen Maliki hava sahasını özel uçuşlara kapatınca bunu Irak liderinin patavatsızlığına vereceksin!

- Çin’den füze savunma sistemi alacağım deyip, NATO’dan tepki gelince bunu fiyat kırdırmak ve teklifi değiştirmek için koza dönüştüreceksin!

- Suriye’de “Bu iş 3 ayda biter” diyerek gerçekten kopuk projeksiyonlarla uluslararası topluma gaz vereceksin ama iç savaş uzadıkça ortakları ihanetle suçlayacaksın. Suriye’nin Dostları Grubu’nun öncüsüyken tutmayan hesaplar yüzünden giderek ağırlığını yitireceksin, Suriye Ulusal Koalisyonu’nda ipleri Suud’a kaptıracaksın! Rejim devirme oyunuyla karargâh sağladığın ‘Özgür Suriye Ordusu’nun eriyip gitmesine paralel olarak Kaide, Türkiye’nin dibinde emirlikler kurarken vekâlet savaşında Suud ve Katar’ın beslediği Selefilere sarılacaksın! Batı önce Kaide tehdidi ile frene basıp ardından ÖSO’yu bitiren İslami Cephe yüzünden yardımları askıya alırken sınırlarını silah ve militan geçişine açık tutmaya devam edeceksin! Türkiye radikal grupları besliyor eleştirileri ayyuka çıkmışken birtakım insanlar silahlar ve kimyasal maddelerle yakayı ele verecek ama doğru düzgün kovuşturma yapmayacaksın! Suriye’ye giden silahlar BM ve TÜİK raporlarına girecek ama “Spor amaçlı” diye savunma yapacaksın.

- Bölgede ‘MİT’in Suriye şubesi’ esprisiyle anılan Kuzey Fırtınası’nın elindeki Lübnanlı rehinelerin bırakılması için ağırlığını, rehinelerin tutulduğu Azez’in Kaide’nin eline geçme tehlikesi belirinceye kadar koymayacaksın! Sonra Türkler için Lübnan tehlike ülke haline gelince sızlanacaksın!

Obama’nın kredileri

- Yine Obama kendi kişisel kredisini ortaya koyup Kudüs’te İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya özel telefonundan Erdoğan’ı arattırıp özür dilettirecek ve özrü kabul ettiğini açıklayacaksın ama ilişkilerin normalleşmesine yönelik diğer adımları atmayacaksın [..]

- Gezi olaylarında dış bağlantı arayıp “Occupy eylemlerinde de 17 kişi öldü” diye gerçek dışı açıklamalar yapacaksın ama ABD bunu not etmeyecek!

- Obama’nın Mısır’da İhvan’a tanıdığı krediyi unutup ABD’yi darbecilere destekle suçlayacaksın! Ve sonunda kendi elçini de kovdurtturacaksın!

- 2005’te imzaladığın Gümrük Birliği Ek Protokolü’nün gereği olarak limanları Rumlara açmayacaksın, müzakere süreci tıkanınca suçu AB’ye yıkıp iki de bir “AB olmazsa Şanghay altılısına girerim” diye şantaj yapacaksın!

- Yine Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesine yönelik protokollerin onayı için sonradan Karabağ şartı koşacak, yine suçu Erivan’a atacaksın!

Dogru

Çarşamba, Kasım 27, 2013

Uzlaşılan maddeler açıklandı

Anayasa uzlaşma komisyonu yoğun bir şekilde çalışma sonucu uzlaşılan maddeleri dün basına açıkladı. Bu maddeler şunlar:

1) Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrilidir.

2) Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçer.

3) Bitki örtüsü maki adlı bir bitkidir.

"Bu uzlaşma çok çetin tartışmalar sonrasında ortaya çıktı" sözleriyle olanları anlatan bir komisyon üyesi "fakat zannediyorum anayasanın belkemiğini ortaya çıkarttık, bundan sonrası detaydan ibaret olur" dedi. CHP üyelerine kırmızı çizginin nerede olduğunu sorulduğunda CHP bu kelimedeki rengin kırmızı olmasına itirazının olduğunu belirtti. Bir diğer AK Parti üyesi anayasa çalışmalarına devam etmek ve etmemek istediklerini, üç madde daha ekleyip, üç madde çıkartmak istediklerini söyledi, ve "anayasa kesin bir dille özgürlükleri içermeli ve sınırlamalıdır" diyerek devam etti "herhalde kimse 12 Eylül anayasasının devamını istemiyor".

Uzlaşılan maddeler hakkında fikri sorulan MHP başkanı Devlet Bahçeli "benim gafam garıştı" yorumunu yaptı.

Etiketler:

Salı, Kasım 26, 2013

YDB - 27/11

Anonim

Niye monarşiler (krallıklar) Avrupa'da yokoldu?

Hala var

Ama şunu da belirtmek lazım, geriye kalan saltanat sistemlerinin çoğu Protestan ülkelerde.

Niye? Katolisizm 1. Roma'nın devamı, Bizans, Osmanlı aynı barbar, vahşi Roma düzeninin devamı. Bu sistemlerde bir "merkezi din" var, baştaki yönetici yarı-tanrı havasına giriyor, kültür pederşahi, devlet askeri, dini düzenin ortasında. Olmayan / azalan bu yonetim kültürüdür. Yani evet, monarşi artık çoğu yerde yok, daha doğrusu, bu tür ülkelerde artık yok. Bu durum gayet normal, toplumda biraz rasyonalite artınca insanlar uyanıyor ve baştaki despot kisiligin icabına bakıyorlar (ya da bastaki kendiliğinden gidiyor, bizde olduğu gibi). Evrimsel sürec yönetime aksediyor. Daha irrasyonel, daha geri olan tabii ki yokolacak.

Perşembe, Kasım 14, 2013

YDB - 14/11

Akif Emre

Daha önceki tarih yorumunda Cumhuriyet'in radikal biçimde gerçekleştirdiği devrimler, batılılaşma adımları kurucu kadrolarla başlatırken; yenilenen tarih yorumu [..] batılılaşmaya tarihsel köken ve süreklilik arama girişimiydi. Başka bir ifadeyle devrimlere tarihsel meşruiyet kazandırarak merkezden dışladığı toplumsal çoğunluğa ulaşmayı, hatta onları da sekülerleşme sürecine katmayı amaçladığı söylenebilir. Diğer tarafta İslamcıların batılılaşma itirazlarını sadece tek parti döneminin bazı ceberut uygulamaları ile sınırlayan yorumlarla onların elinden önemli kozlarından birini almayı amaçlayan bir devlet aklının akademik ve entelektüel versiyonu sahaya sürülmüş oldu [..].

Osmanlı-Cumhuriyet ilişkisini devlet sistematiği içinde süreklilik yaklaşımıyla yorumlayan muhafazakar tarih yorumunun Osmanlı yaklaşımında, laik seçkinlerin kopuş çizgisi yerine sürekliliğe vurgu vardır. Bu anlamda doğal batılılaşma çizgisine gelen muhafazakar tarih yorumu Tanzimat'ı, Islahat'ı, Meşrutiyet'i ve Cumhuriyet'i tarihsel şartlarda anlamlandırır ve bunların dönemsel koşullara verilmiş cevaplar olduklarından hareketle devlet aklını adeta kutsar. Devlette süreklilik olgusunu ve her şeye hakim devlet aklını öne çıkaran bu tarih yorumu, ideolojik önyargılardan arındırılmış ama Gökalpçı bir kültürel harmanlamayla batılılaşmayı daha ıslah edilmiş, muhafazakar bir forma girmiş şekliyle yeniden üretir. Modernleşmeyle sorunu bitirmiştir; daha doğrusu bunu sorun alanı olmaktan çıkarmıştır; devlet gerekli olduğunda en doğru olanı yapan, tarihin akışına müdahale eden 'üst akla' dönüşmüştür.

Muhafazakarlığın Osmanlı versiyonu ile 'devletçilik' olarak yeniden dönüşü, sanılanın aksine temelde İslamcılığın tezleri ile temel çatışma içindedir. Sağ-Muhafazakarlıkla İslamcılık, bilerek ve kasti olarak birbirine karıştırılıyor; muhafazakar aydınlar eliyle devletin yeniden ürettiği yeni Osmanlı akımı, bu çerçevede İslamcıların batılılaşma üzerinde yaptığı tarih okumasıyla zıttır.

Ilginç

Olanlar milliyetçi / modernist hissiyatın kendine "uygun tarih" yaratması çabaları sadece... Yazıda Vaka-i Hayriye'den bahsediliyor mesela; bu olayı destekleyen, desteklemeyen olabilir, fakat şu sonucu ulaşmamak gayet zor: bu insanlar (yonetimdekiler) barbar bir hayat tarzı takip ediyorlarmış. Böyle bir tarih içinden cımbızla bile çekip çıkarılacak ne bulunabilir?

Atilla Yayla

[Ç]oğu Türk milliyetçisine göre Kürtlerin özgürlüğünün artması Türklerin özgürlüğünü azaltır. Kemalistler de, aynı şekilde, dindarların özgürlüğünün artmasını kendi özgürlüklerinin azalması olarak görüyor. Bazı dindarlar seküler kesimlerin özgürlüğünün artmasının kendi özgürlüklerini gerileteceğini iddia ediyor.

Bu görüşlerin, duruşların, korkuların hepsi yanlış, temelsiz. Özgürlük hiç ama hiç kimsenin tapulu malı değil. Tüm insanlar, her insan teorik olarak eşit özgürlüğe sahip. Özgürlük, iktisadî tabirle, bir kıt mal teşkil etmez. Özgürlük havuzu sonsuz genişliktedir. Birinin özgürlüğünün genişlemesi başka birinin özgürlük alanını daraltmaz.

Dogru